Beyti
Ete adını veren usta Beyti Güler! 1945'lerde Küçükçekmece'de küçük bir lokanta olarak başlayan macerası daha sonra Florya'daki 450 kişilik, 3,000 metrekarelik, 3 katlı mekan ile devam etmiş. 10 salon, 3 teras ve 5 mutfaktan oluşan bu dev komplekse girdiğinizde kendinizi lüks bir otelde zannediyorsunuz. Beyti'de tüm mekanlar, Osmanlı ve Türk dönemi sanatından esinlenerek dekore edilmiş, saray, cami, medrese avlu gibi tipik yapıların modernize edilmiş özelliklerini taşıyorlar.
Daha Büyük Haritayı Görüntüle
Sizi kapıda karşılayan işinin ehli, nazik ekip yemeğinizin sonuna kadar aynı profesyonellikle hizmetlerini eksiksiz sürdürüyor. Bu hizmet kalitesinin nedeni belli ki Beyti beyin kendisi, yemeğimizin sonunda tanıştığımız Beyti bey şıklığı, nezakati ile sizi kendine hayran bıraktı. Restoranın girişinde ünlü isimlerin Beyti'de geçirdikleri keyifli vakitden dolayı yazdıkları teşekkür mektuplarını görüyorsunuz. Bu kalite Skalite, Chaine Des Rotisseurs gibi birçok ünlü ödülleri ile de tescillenmiş. Beyti bey bu lezzeti etleri kendisinin bizzat seçmesine, özel yöntemlerle dinlendirip terbiye etmesine, kömür ateşinde pişirmesine borçlu imiş.
Yemeğimizin başında ilk önce buranın spesiyalitelerinden mantarlı pilav söyledik. Sebzeler ve mantarla hazırlanarak fırınlanmış pilav son derece leziz idi.
Masaya gelen ekmek tabağı bugüne kadar gördüğüm en şık, özenle hazırlanmış ekmek tabağı idi!
Yemeğe eşlik etmesi için gelen turşular da gayet başarılı idi. Kaçırılmaması gerek.
Ana yemek olarak denemenizi tavsiye edeceğim Beyti beyin kendi ismiyle marka haline gelen "Beyti" etrafı iç yağı ile sarılmış bonfilelerden hazırlanıyor ve etler kürdanla sabitleniyor. Nar gibi kızarmış et üstü kekikli olarak servis ediliyor. Eğer eti yağlı sevmiyorsanız etrafındaki yağ kısmını ayırarak da yiyebilirsiniz. Ben yağı ile birlikte yedim ve kesinlikle tadı asıl böyle çıkıyor diyebilirim.
Beyti’nin dışında menüdeki ağır toplardan Antrikot’u da denedik. O da son derece kaliteli bir etten, tam kıvamında pişirilmiş şekilde geldi. Kesinlikle çok başarılı.
Yemeğinizin yanında gelen garnitür tabağı da kalitenin devamı olarak insanı etkiliyor. Pilav, kızarmış domates-biber ve ıspanak hepsi bir numara.
Buradan ayrılırken bugüne kadar kralları, başbakanları, film yıldızlarını, dünya sosyetesini ağırlamış bu ünlü restoranda siz de yediğiniz yemek ve aldığınız hizmet ile kendinizi kral gibi hissediyorsunuz :)
Yusuf Usta’nın yerini, beni önce Adanalı bir arkadaşımın buraya götürmesiyle keşfettim. Daha sonra Hakkı Dayı ve ben Berk Dinçmen ve Mehmet Turan adlı 2 arkadaşımızla beraber tekrar gittik. Buradaki lezzetlerin tekrar tadına varmak ve kebapla ilgili bilgi almak için Hakkı Dayıyla uğrayıp Yusuf ustayla çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Bu sohbeti size aktarmak da, “madem bizi buraya sen götürdün yazını da sen yaz” diyen Hakkı Dayı sayesinde bana düştü :)
Konuk yazar olarak siz blog okuyucularının birkaç dakikasını alacağım ama umarım bu yazı sonunda siz de Anadolu yakası’nda yer alan Yusuf usta’nın leziz kebaplarından tatma fırsatını bulursunuz...



İçli köfte ise Yusuf Usta’da kızartma değil haşlama olarak yapılıyor. Ağzınıza layık.
Yusuf Usta, sohbetimiz sırasında mekânın bu kadar çok tutulmasını etin alımından, sebzenin meyvenin seçimine en son kebabın müşteriye sunulmasına kadar her adımda işin başında olmasınla açıklıyor ; ortağı yok, her işle hep kendisi ilgileniyor. Bu yüzden de Avrupa yakasında açmak istese de, başka bir yer açmıyor. Yanında çalışanlar ise Adanalı, Mardinli tanıdık ve akrabalar ...
İstanbul’da da Adana’da olan herşey var tabi ama Yusuf Usta yinede baharatını, nar ekşisini Adana’dan getiriyormuş. Sohbetimiz sırasında Adana’daki çarşı pidesinin tadının bir başka olduğunu eklemeden geçemedi :)
Kebaba eşlik eden turptur diyor, Yusuf Usta ama yanında tere, roka, nane de ikram ediliyor.
Adana kebap dışında çöp şiş ya da ciğer de söyleyebilirsiniz. 
Tatlı olarak ise künefe var, hafta sonları ise cevizli kadayıf sunuluyor.
Mekâna girdiğinizde bayanların erkeklerden daha çok olması kesinlikle dikkatinizi çekecektir. Herkesin rahat, gürültüsüz, sakin bir ortamda kebabını yiyip, rakısını içtiği, aileler, arkadaş grupları, gençler tarafından tercih edilen bir yer Yusuf Usta’nın yeri.
Yusuf Usta 1955’li yani 53 yaşında ve işine sımsıkı bağlı ; emekli olmayı düşünüyor musunuz diye sorduğumuzda da “ne emekliliği hayat yeni başlıyor” diye cevap vererek işini ne kadar sevdiğini, motivasyonunu bize anlatıyor...
Yusuf Usta’ya kendisinin kebap dışında başka yemekler yemek için hangi yerleri tercih ettiğini sorduğumuzda, kendisi Bostancı deniz otobüsü iskelesine yakın olan Cunda balıkçısına gittiğini söyledi. Ben de doğduğumdan beri her yaz Cunda’ya giden ve kendini yarı Cundalı hisseden biri olarak Yusuf Usta’nın bu tercihine katılıyorum :) 