Koç Cağ Kebap Salonu
Erzurum’a gidip de meşhur Cağ kebaptan yemeden olur mu? Yemişken tabii ki en hasını yemeli. Bende Erzurum’a gidince soluğu en meşhur cağ kebapçı olan Koç Kebap Salonu’nda aldım. Bu kebap aslen Erzurum’un Tortum ilçesine aitmiş ancak bu ilçenin dışında başka Erzurum, Kars ve Artvin ilçelerinde de geleneksel bir yemek imiş.Koç Kebap’ın sahibi Kemal Koç’ta bu ilçeden. Lokantasını 1982’de açmış, Erzurum’un dışında bir de Bursa’da şubeleri var. Kendisinin önemli bir özelliği birçok özlü sözü olması ve bu sözleri lokantasının duvarlarına asması.
Önemli bilgi, lütfen Cağ kebabı Çağ olarak isimlendirmeyin, bu şekilde isimlendiren lokantalardan da özenle kaçının zira daha ismini bile doğru bilmeyen bir yerde bu kebap asla yenmemeli. Cağ Erzurum’da ‘şiş’ e verilen isimdir.
Cağ kebap kuzu etinden yapılmakta. Et, soğan, biber ve tuzla birlikte salamuraya yatırılıp 12 saat sonra odun ateşinde yatık olarak pişiriliyor. Pişen etlere saplanan cağlar ile birlikte kesilen etler bu şişlerin üzerinde servis ediliyor. Etin yatırıldığı salamuranın verdiği aroma sebebi ile tadı gerçekten çok leziz. 1 porsiyon ile doymak imkânsız! Yemeğin ardından Erzurum yöresine ait olan tatlılardan İncir tatlısı ve Kadayıf dolması da sizi bekliyor.
Erzurum’a kadar gitmişken Erzurum Kongresi’nin yapılmış olduğu binayı ve Çifte Minare’yi de ziyaret etmenizi tavsiye ederim.
Beceren köftecisinin ataları 1860 yılında aynı mekanda şerbetçi olarak işe başlamış, sahibinin büyük dedesi de Osmanlı Sarayı’nda şerbetçi başı imiş. 1910'dan bu yana da Köfteci olarak hizmet veriyormuş. Mekanın ismi de sıkça dalga geçilen bir isimde olsa ‘beceri’ kelimesinden türemiş ve de ustalığı ifade ediyor.
Beceren’in köftesi dana etinin döş, gerdan, kemik sıyrığı bölümlerinden belli oranlarda harmanlanması ile yapılıyor. Kıymanın içerisine ayrıca bazı baharatlar, ekmek içi ve soğan ekleniyor. Köfteler yanında domates, biber ve Hatay işi biber salçası ile servis ediliyor. Köftenizi yedikten sonra dilerseniz Kemalpaşa ya da İrmik tatlısı da sizi bekliyor.



Ali Baba, 1938 senesinde yine aynı çevrede bulunan Şehzadebaşı’nda arabada kuru fasulye satarak mesleğe başlamış. Daha öncesinde de Üsküdar’ın meşhur esnaf lokantasının sahibi ve akrabası Ali Çakmak ile ortaklık yapmakta imiş. Şu anda lokantanın başında ise oğlu Adnan Akyıldırım ve 4.kuşak torun Türker Akyıldırım bulunmakta. Ben de sohbetimi genç Türker ile gerçekleştirdim.
Lokantada pişirilen fasulye Erzincan yöresine ait. Kullanılan özel bir formül, baharat vs. yok. Fasulyeler geceden duru suda dinlendiriliyor, sabah 1,5 saat kaynatıldıktan sonra yemek olarak pişirilmeye başlanıyor. Ancak önemli bir ayrıntı, kuru fasulye pişirildikten sonra 1 saat dinlendiriliyor, böylece fasulye kıvama geliyor. Diğer yediğim kuru fasulyelerden farklı olarak etli olarak pişirilmiyor ve de her tabakta mutlaka pişmiş, büyük, güzel bir kırmızıbiber ile birlikte servis ediliyor. Fasulyeler ağzınızda dağılıyor, kıvamı gerçekten harika. Yanında da pilav, zeytinyağlı salata ve de turşu, ohh afiyet olsun. Tüm bu keyif karşısında verdiğiniz ücretmi, lafını etmeye değmez!







Osman Usta bu lezzetlerin ardındaki sırrı şöyle açıklıyor; her şeyin en iyisi kullanacaksın, kaliteden ödün vermeyeceksin. Formül çok basit değil mi? 


Mekan ufak bir dükkan, içeride fazlaca sayıda garson var.. iç mekan duvarlarını kaplayan fotoğraflardan da anlarsınız, damağına düşkün kimlerin mekanı tercih ettiğini.. Siparişiniz çok kısa sürede, sıcacık tereyağı kokuları ile ağzınıza layık şekilde sunuluyor. Pideleri de hafif kıtır kıvamında... Ben 1,5 ya da dubleden aşağı yediğimi hatırlamıyorum :) Size de gitmişken tıka basa yemenizi öneririm. Kalabalık gruplar içinse, ufak gruplar halinde yemek en iyisi... Yoksa fazlaca sayıda insana bir anda sıcak sıcak İskender kebap yetiştirmek biraz zor... Hatta kalabalık gidecekseniz önceden haber vermekte fayda var… Damaktan, dudağa yayılan bu nefis lezzeti yerinde tatmanızı ve senelerdir değişmeyen bu tadla midenize bayram yaptırmanızı öneririm.
Cüneyt Değerli



