Salı, Temmuz 15, 2008

Barba Yorgo

Eski adı ile İmroz yeni adı ile Gökçeada unutulmaya yüz tutmuş, hüzünlü bir ada. Yorgo Zarbozan 38 sene İstanbul'da yaşadıktan sonra, 1997 senesinde işini gücünü bırakıp ata topraklarına geri dönmüş, doğup büyüdüğü İmroz’un Tepeköy adlı eski Rum köyüne yerleşmiş.


Barba Yorgo (Yorgo Amca) isimli Rum Tavernası’nı işletmeye açarak yeni bir hayata başlamış. Restoran işletmeciliğinin yanına şarap imalatı ve pansiyonculuğu da eklemiş. Barba Yorgo aslen kimyacı, bu işe girişmeden önce aşçılık deneyimi yokmuş, beraber çalıştığı bir aşçısı da olmakla birlikte kendisi de artık aşçılık yapıyor. Yorgo bey, “Kimyacılar kolay aşçı olur çünkü iki meslekte ölçü ile çalışır” diyor. Barba Yorgo hoş sohbeti ve müşterilerine sataşması ile anılan bir kişi. Geceleri Tepeköy meydanına çıkardığı masalarda yemeklerini yiyen konukları gecenin ilerleyen saatlerinde müziğe ayak uydurarak meydanda şarkılar söyleyip danslar da ediyor. Restoranın menüsü oldukça geniş. Yunan mezelerinden salatalara, kırmızı etten deniz ürünlerine herkesin damak tadına uygun birşeyler var. Öyleki Gökçeada’da kaldığımız 3 gün içerisinde 1 tanesi hariç tüm öğlen ve akşam yemeklerimizi Barba Yorgo’da yedik, başka bir restoran arayışı ihtiyacı hiç hissetmedik. Neler mi yedik? İşte anlatması en keyifli bölüm :)
Salataları taze, bol ve lezzetlli. Ada zeytinyağı ile yemeye doyamıyorsunuz, sadece salata ile bir öğünü geçirebilirsiniz. Mevsim salatası ya da peynirli Yunan salatası söyleyebilirsiniz. Caciki yani Yunan cacığı mutlaka masada bulunmalı, az sulu ve bol sarımsaklı, iştah acıcı olarak vazgeçilmezlerden, özellikle de öğlenleri. Bomba fasülye de zaten kuru fasülye sever birisi olarak favorilerimden. Her öğünde mutlaka masada bulundu. Deniz ürünleri bol ve taze. Ahtapot salatası mutlaka denenmeli, yumuşacık ahtapotlar ağzınızda dağılıyor. Ama mezelerin en kralı kesinlikle sübye salatası. Mürekkep balığının diğer bir ismi olan Sübye’den değişik bir sos ile yapılıyor. Yumuşacık ve çok lezzetli ancak maalesef sosun ne olduğunu Barba’dan öğrenmek mümkün olmadı. Giderseniz mutlaka sipariş edin. Ana yemek olarak günlük balık çeşitlerinden söyleyebileceğiniz gibi Barba’nın kendi yetiştirdiği kuzularından hazırladığı et çeşitlerini de deneyebilirsiniz. Benim tercihim etlerden yana oldu.
Kuzu pirzola, yumuşak, yağlı ve lezzetli. Bayanlara ağır gelebilir ama benim için tam kıvamında idi. Yanında ev usulü patates kızartması ve domates ile gayet doyurucu. Köftesi ev köftesi tadında. Yerken kimyon ve kekik tadı alıyorsunuz. Yediğim en iyi köfte değil ama averajın üstünde. Tekrar gitsem pirzolayı tercih ederim. Yemeğinizin yanında kendi yaptığı şaraplardan da içebilirsiniz. Beyaz Yunan şarabı olan Reçina’yı denedik ancak tadı bize hitap etmedi, yine kendi üretimi olan klasik beyaz ve kırmızı şarabı tercih ettik. Barba Yorgo’nun restoranı ile birlikte pansiyonunun da müşterisi olabilirsiniz. Biz öyle yaptık. Küçük, mütevazi odalardan beklentiniz çok olmasın ama uygun fiyatlı ve de son derece sakin. Güzel bir manzarası da var. video

Ada’da geçirdiğiniz günlerde çevreyi dolaşmanın yanısıra yaşlı Rum kökenli vatandaşlarımızın biraraya geldiği kahvelerde dinlenerek onlarla sohbet etmenizi, ve de ağlarını tamir eden balıkçıları izlemenizi de tavsiye ederim. Farklı bir keyif alacaksınız. video

Barba Yorgo’nun dediği gibi, “İki yabancı gibi iki yakada, Uzo ve Rakı ile dumanlı kafaları, dillerinde aynı şarkı, dudaklarında aynı tebessüm, kim inanırki düşman olduklarına”.

3 yorum:

ipekchen dedi ki...

Pek değerli Hakki Dayi;
Ellerine sağlik ki bu güzel adayi da listene eklemişsin. Gökçeada denince benim aklima gelenleri de eklemeden edemedim. Sabah canlanan doğa ile uyanan insan (me sesisini hiç bu kadar yadirgamamıştım), sabah parmaklarini da yemek istediğin kahvalti sofrasi (çeşit Barba da az olsa da), civar köyleri gezerken radyondaki yunan müziği, arada bir çeken cep telefonu (kim bilir en güzel tarafi bu idi adanın), güneşin batışını izlemek için ayçiceği gibi toplanan insanlar ve yine yunan ritmleri ile son bulan neşeli ama evet hüzün kokan ada..

M. Ozan Tatar dedi ki...

Benim canım o yemeklerden çekti Hakkı Bey. İlk fırsatta gideceğim...Sevgiler.

A cup of Caffein dedi ki...

Merhaba,
Bizde geçen sene ekim ayında gitmiştik sanırım... Eylül veya Ekim 2007 arşivden fotoğrafları görebilirsiniz.

Selamlar...arzu-