Pazartesi, Ocak 11, 2010

Manisa Gülcemal Köfte

Bu yazıyı tavsiyem üzerine Manisa’daki Gülcemal Köftecisi’ni deneyip blogu www.geziyorum.net de yazan sevgili arkadaşım Emre Tok’a ayırıyorum.

Çeşme’den yazın yola çıkıp gelirken yolda Manisa ve Akhisar köfte salonlarının meşhurluğunu bildiğimden bu konuda uzman ve köfte gurmesi arkadaşım Hakkı’nın (namı-ı diğer Hakkı Dayı) telefonunu çaldrıyorum. Bana tek cümle ediyor… “Gülcemal” başka yere gitme sakın… Peki diyorum… 3 dk. sonra SMS ile telefonunu da gönderiyor dayıcım… Blogumda yazacağımı ve ona gol atacağımı bile bile kırmıyor beni…

Zar zor buluyoruz lokantayı. Tarifi yapan çocukla 10 defa görüştüğümden beni sokaklarda karşılıyor. Restoranda herkes restoranının ismi gibi güler yüzlü. Muhteşem bir ilgi ve alaka ile ağırlanmak inanılmaz.

Gülcemal Kebapçısının Tarihçesi

Halep’ten gelen ustanın yanında yetişen İbrahim Usta, Manisa’da açtığı iş yerinde Osman Usta kalfalık, Cemal Bey’de çıraklık yapmış ve Cemal Bey 1957 yılında kendi dükkanını açmıştır. Arkadaşlarının ısrarı ile güler yüzlü oluşundan dükkanın ismini de “Gülcemal Kebapçısı”olarak yazılmıştır. Cemal Bey son yıllarda yaşının gereği işini, oğlu Nuri Bey’e bırakmış, Nuri Bey’de, aynı geleneği sürdürerek, şu an üniversitede bu mesleği okuyan oğlu Cemal Bey’e devretme düşüncesindedir.İşletmede sadece tereyağlı Manisa Kebabı yapılmaktadır. kuzu ve dana etinin kıyılmasından sonra şişlere sarılan kıyma odun kömürü ateşinin közünde pişirilip dilimlenmiş pide ile bakır tabaklara koyularak üzerine kızartılmış tere yağı ilave edilerek servis edilir. İsteğe göre yoğurtlu olarakta sunulur.

Gittiğimizde bomboş. Çünkü ters vakitte geldk, 1 saate kapatacaklar. Köfte diyoruz. Ayran ise eğer açık ise bu tarz restoranlarda açık ayran denemeyi ihmal etmem… Biz beklerken karnımız zil çalıyor. Ama imdadımıza yetişiyor bu güler yüzlü harika arkadaşlar ve tertemiz, mis kokan söğüş salatamızı ikram ediyorlar.

Salatamıza gömülmüşken İstanbul’a da götürmek istediğimizi belirtip onunda hızlıca siparişini veriyoruz. Onlarda özenle hazırlanırken köftelerimiz geliyor. Muhteşem… Hem servis, temizlik hem de lezzeti.
Sedef’in bitiremeyip bir iki tanesini bırakacağını düşünüyorum ama yanılıyorum:-)

Açık ayran inanılmaz, ekmek taptaze ve hafif baharatlı pidesine akan yağı ile çıldırmamak elde değil.Biz kendimizden geçerken garson arkadaş abi “tatlı” alırmısınız diyor. Soruyoruz ne var ? diye Tahinli Kadayıf dediğini hatırlıyorum en son… :) Sonra bu aşağıdaki fotoğrafı…

Manisa’dan geçerken Gülcemal Kebapçısına uğramadan gelmeyin derim siz sevgili okurlara… Temizlik, itina ve özenli servisin yanında bu meşhur tadı denemek bambaşka bir 40 dk yaşattı bize. Fiyatlar ise tekrar tekrar hesabı soracak kadar uygun…

Çarşamba, Aralık 02, 2009

Caru Cu Bere

Romanya’nın Başkenti Bükreş’de bir turistin gidebileceği en iyi restoran alternatiflerinden bir tanesi Caru Cu Bere. Turistik, populer yerleri genelde beğenmesem de burası beni şaşırttı.
Her ne kadar bolca turistin geldiği, onlara yönelik şovların olduğu bir mekan olsa da burası menüsünün otantik Romen mutfağına sadıklığı, hizmet kalitesi ve fiyatları açısından hiç de turistik bir restoran çıkmadı.
Romence bira fıçısı anlamına gelen Caru Cu Bere’de Romen etnik mutfağının izlerini bulabilirsiniz. Yiyeceklerin çoğu et ağırlıklı ve de bazı yemekler domuz etinden, bu nedenle herkes memnun kalmayabilir.
Mititei, bir çeşit köfte. Görünümü Urfa kebap şeklinde, lezzeti ise Urfa kebap ve kasap köftenin karışımına benziyor, gayet lezzetli.Yanında gelen sarı bulamaçın ismi Mamaliguta ya da diğer ismi ile Polenta. Yani bizim Karadeniz’in mısır unu ile yapılan Kuymak yemeği! Kültürlerin kaynaşması hayret verici ve sevindirici. Polenta, Kuymak’a göre daha az yağlı ve peynirsiz, bu nedenle bana biraz yavan geldi ama bayanlar daha sağlıklı bularak beğenebilir.
Çeşit çeşit sosisler mevcut. Özellikle içi bol peynirli olan çeşidini beğendim.
Bunların dışında diğer geleneksel et yemeklerini de tadabilirsiniz.

Yazın özellikle Limonade Cu Miere yan ballı limonata söylerseniz serinlik için birebir.

Adı üstünde buranın kendi yapımı fıçı biraları meşhur. Bira seviyorsanız denemelisiniz.
Tatlı menüsü de oldukça geniş, benim tattığım Mar copt cusos de fructe depadure yani frombuaz soslu fırınlanmış elma, hem göze hem de mideye hitap eden lezzetli bir seçim oldu.

Cuma, Kasım 13, 2009

Bereket Fırını


Müşterileri arasında Türkler olduğu gibi Rum kesiminden gelen müdavimleri de bulunuyor, bu talep tabelasına da yansımış tabii.
Bereket’in fırını günün farklı saatlerinde farklı işlevler için kullanılıyor. Sabah saatlerinde daha önceden pişirilmiş kahvaltılık yiyecekler müşteriye verilmeden önce fırına atılarak ısıtılıyor. Müşteriler ısınmış yiyecekleri çok daha keyifli bir şekilde tüketiyor.

Kahvaltılık olarak Pilavuna fırının lokomotifi. İçi hellimli, üstü susamlı bir poğaça tipi olan Pilavuna’yı ısıttıktan sonra yemeye doyum olmuyor. Bir de hellim ve üzümlü olarak 2. bir çeşidi daha var.
Zeytinli, hellimli ya da ikisi bir arada karışık pide de çok lezzetli. İtalyanlar’ın Foccacio’suna benziyor.
Bence sabahın en bomba tercihi kabaklı pide. Sıcacık pideye doyum olmuyor, bunu tatmadan olmaz. Pide içinde bal kabağı ile birlikte tarçın, üzüm ve pirinç de bulunuyor.
Tahinli katmer benim her zaman favorilerim arasında olmuştur. Bereket de hakkını vermiş. Bol tahinli katmer kahvaltının sonuna yakışıyor.
Kahvaltılıklarınızı yanınıza alıp fırının hemen ilerisindeki Büyük Han’a gitmenizi ve kahvaltınızı orada yapmanızı öneririm. Tarihin gölgesinde yanında tarçınlı çay ile huzur içinde sabahın keyfini çıkarabilirsiniz.
Bereket’e öğlen saatlerinde giderseniz bu sefer fırında pişen pidelerin ve lahmacunun tadını çıkarırsınız. Lahmacun, Türkiye’dekileri aratmıyor. Yanında bol limon ile çıtır çıtır gidiyor.Pide olarak çeşit bol. Kıymalı, hellimli, sucuklu, pastırmalı, karışık çeşitleri mevcut, seçin seçebildiğiniz kadar. Yalnız saat 14.30’u geçirmeyin çünkü o saatte kapanıyor Bereket.Karnınızı güzelce doyurduktan sonra arabaya atlayıp, adanın kuzey ucına, yani Karpaz’a doğru güzel bir gezi yapmanızı tavsiye ederim. Burada doğanın tadını çıkarabilir, bölgenin sembolü sevimli eşekleri görebilirsiniz :)

Cumartesi, Ekim 10, 2009

Murat Ağa Et Mangal

Kütahya’nın Domaniç ilçesi Çatalalıç mevkiinde bulunan Murat Ağa’ya dağlık ve ormanlık çok güzel bir yol ile ulaşıyorsunuz. Motorsiklet tutkunlarının güzergahında yer alan bu yol üzerinde Murat Ağa da güzel bir mola nedeni oluyor.Murat Akgüneş ve 2 oğlu tarafından işletilen bu yol lokantası 2002’de hizmet açılmış.

Mekan yol kenarında ahşap bir bina. İçerisi de ahşap ağırlıklı döşenmiş. Kışın ortada gürül gürül yanan soba, içinizi ısıtıyor.

Murat Ağa, köftesi, ızgaraları ve kuru fasulyesi ile nam salmış. Kullandıkları etler yörenin kendi etleri. Etlerin tazeliğine zaten da girişte şahit olduk J

Köfte, kendi usulleri yaptıkları kasap köfte tipinde. Köftede et olarak dana kaburgası kısmını kullanıyorlar. Köfte hamurunu ekmek içi, soğan, karbonat, tuz ile hazırlıyorlar. Genelde 300kg’luk bir parti hazırlayıp, derin dondurucu da bekletip, 1 hafta-10 gün içinde tüketiyorlarmış. Köfte gayet yumuşak ve lezzetli, İnegöl köftesini hatırlatıyor insana. Yemeden geçmemeli.

Izgaralardan denediğimiz kuzu pirzola da lezzetli idi, bu da iyi bir alternatif olabilir. Yörenin etlerinin lezzeti kendini belli ediyor. Etler yanında mangalda kızarmış domates ve bibier ile servis ediliyor.


Kuru fasulye, yörenin şeker fasülyesi isimli cinsinden. İspir fasulyesi ile aynı isimde olsa da benim tercihim İspir’den yana olur. Bu da güzel ama İspir cinsi daha yoğun aromalı, şeker tadı daha belirgin. Küçük güveçler içerisinde birer porsiyon olarak hazırlıyorlar. Güveç içerisine fasulye ile birlikte biber, soğan, domates salçası, patates ve biraz tereyağı ekleyip fırınlıyorlar. Tat olarak lezzetli ama ben yine de İspi fasulyesi ile pişirilen helmeli kuru fasulyeyi tercih ederim.
Yemekten önce gelen mayalı ekmek tam bir bomba. Fırından yeni çıkmış olarak masamıza gelen bu un kokulu, yumuşacık ekmeğe doyamadık, yemekler biraz daha gecikseydi, ekmek yemekten dolayı yiyecekler masada kalacaktı.

Yoğurt, kendi üretimleri, doğal, yağlı ve lezzetli. Toprak küçük güveçlerde hazırlanmış. Mutlaka yemeğin yanında söylenmeli.

Salata taptaze, içinizi serinletiyor. Domates, salatalık, biber ve bol soğanlı.

Lokantada tatlı yoktu ama kendi üretimleri tatlı niyetine yediğimiz böğürtlen reçeli enfesti. Tatlıya falan falan gerek kalmadı.

Cumartesi, Eylül 05, 2009

Yorgo Kasap Restaurant

Kuzey Kıbrıs’ın kuzey batısında oldukça ilginç bir köy var. Arapça ismi Kour, Rumca ismi Kormakitis olan Koruçam köyü. Köyün diğer Türkçe isimleri ise Korucan ve Kormacit imiş. Adanın Müslüman Türk ve Ortodoks Rum halkından farklı olarak bu köyün sakinleri Lübnan kökenli, katolik Maronit’lerden oluşuyor.

Daha Büyük Haritayı Görüntüle

Köyün meşhur bir de restoranı var, Yorgo Kasap Restaurant. Georgios Skoulou ile eşi Maria Skoulou ve kızları Hristina Skoulou tarafından işletilen restoran çok lezzetli mezeleri ve etleri ile meşhur.


Maria hanım bizzat kendisi kasaplık yapıyor, etleri büyük satırı ile doğruyor. Etkileyici bir manzara! video

Soğuk mezeler az ama öz. Pancar turşusu, kerevizli karışık turşu tabağı, kuru cacık (Rum usulü), tahinli yoğurt tarama ve zeytin.Hepsi birbirinden lezzetli.


Zeytin tam benim sevdiğim gibi kırma, gök yeşil zeytin. Çoğu insan bu tür zeytini tatsız, acı bulur, etli siyah ya da yeşil zeytinleri tercih eder ama benim favorim budur. Yanında deri peyniri (bazı yörelerde çökelek diye de geçer) ve ceviz ile bu zeytinin tadına doyum olmaz.
Masaya gelen salata alıştığımızdan farklı bir tatda. Bunun sebebi içine koydukları kişniş (coriander). Herkesin damak tadına hitap etmese de ben sevdim, insanın iştahını açtığını düşünüyorum ya da zaten iştahlı olduğumdan bu kendime uydurduğum bir bahane :)
Ara sıcaklardan ev yapımı Hellim peyniri harika, ızgarada kızarmış Hellim’i soğutmadan yemelisiniz, soğuyunca tadı kaçıyor.

Yine ev yapımı sucuk bence leziz ama herkese hitap etmeyebilir. Market sucuklarına alışmış kişilere farklı, biraz ağır gelebilir. Sucuk dana etinden yapılmış, içinde bolca kırmızı ve siyak biber ile sarımsak içeriyor.

Fırınlanmış mantar çok albenili görünüyor ama kültür mantarı olması nedeniyle çok özel değil, yemezseniz çok birşey kaçırmazsınız.

Ana yemek olarak kuzu pirzola masanın vazgeçilmezi. Kendi yetiştirdikleri kuzuların etleri yumuşak ve mis kokulu. Doya doya yiyebilirsiniz.

Kıbrıs’ta çok sevilen fırın kebabını burada da bulabiliyorsunuz. Bu kebap kuzu eti ve patatesin folyo kağıdına sarılarak toprak fırında pişirilmesi ile hazırlanıyor. Bana göre Türkiye’de ki fırın kebaplarından tek farkı yanında yediğiniz çok lezzetli özel Kıbrıs patatesi.

Karanfilli, yaş ceviz tatlısı göbeğinizin mutlaka şişeceği bu tecrübenin ardından hafif bir final oluyor.

Bana bir blog yazma fikrini aşıladığı için Elif Yalçınkaya Kariş'e ve de bu lezzet dolu mekanla tanıştırdıkları için Zeynep, Kuzey, Elif ve Yiğit Kariş ailesine teşekkürler :)


Cumartesi, Ağustos 01, 2009

Besler İnegöl Köfte

Besler Köfte’nin mazisi 1800’lü yılların sonuna dayanıyor. 1842 Bulgarsitan, Filibe, Pazarcık doğumlu Köfteci Mustafa Efendi 1890’da İstanbul Fatih’e göç ediyor ancak Fatih’teki ilk İstanbul yangınında evleri ve malları kül olunca 1893’te İnegöl’e göç ediyor. İnegöl çarşısında kardeşi Ahmet Efendi ile Bursa-Ankara yolu üzerinde bulunan cadde üzerinde bir kebapçı dükkanı açarak Bulgaristan’daki mesleğini burada devam ettiriyor ve de İnegöl köftesinin temeli burada atılıyor.

O dönemlerde kıymayı zırh ile kıyıyorlarmış tabii artık günümüzde makine kıyması yiyiyoruz. Yine o dönemde köfte küçük küçük değil büyük parçalar halinde pişirilir ve tane ile satılırmış.

Köftenin Bulgaristan’daki isminin Kebapçe olduğunu anlatıyor Mesut Besler. 20 cm. uzunluğunda, silindir şeklinde hazırlanırmış oralarda köfte. Tadı İnegöl’dekine çok benziyormuş ancak tek fark içinde domuz eti de bulunmasıymış.Bulgaristan’da Kebapçe geçmişte yanında ballı ya da şekerli soğuk süt ile birlikte servis edilirmiş.

O günlerden bugünlere aile içinde devredilerek ulaşan meslek bugün 4. Kuşak Mesut ve Müfit Besler tarafından Besler markası altında devam ettiriliyor.

Besler Köfte’nin 3 şubesi olmakla birlikte biz İnegöl çarşısındaki merkeze gittik. Restoran tarihin izlerini taşıyan bir dükkan içerisinde. Restoranın girişinde rastladığımız masanın üstündeki büyük balkabağı da bize güzel bir sipriz oluyor ve de içeride tatlı niyetine ne yiyebileceğimizin sinyalini veriyor.


Daha Büyük Haritayı Görüntüle

Restoran küçük bir salon ve daha küçük bir asma kattan oluşuyor. Burada günde 500-600 kişiye hizmet veriyorlarmış. Müşterilerin çoğunluğunu şehir dışından gelen misafirler oluşturuyorlarmış. İçeride sıcak bir hava var. Garsonlar pırıl pırıl, güleryüzlü ve işinin ehli. Tüm çalışanlar aile fertlerinden oluşuyor.

Masanıza oturduğunuzda masaya önce zeytinyağlı domates-biber karışımı salça tabağı ve de üstü zeytinyağlı ve Çıbrıka otlu (Bulgaristan’da ki ismi Çıbrıtsa) kızarmış ekmekler geliyor. Bu sırada siz siparişlerinizi veriyor ve aperatiflerin tadını çıkarıyorsunuz.

Sonra köfteleriniz geliyor. Köfteler küçük yassı şekilli, dışı iyi, içi az pişmiş kıvamda. Son derece leziz, yumuşak ve yağlı. İlk başta tabaklarımıza 3’er köfte geliyor tabii yanında taze domates, soğan ve mangalda pişmiş biberi ile birlikte.Sonra şişlere dizilmiş şekilde köftelerin devamı servis ediliyor, amaç köftelerin beklerken soğumasını ve lezzetini kaybetmesini önlemek. Bu iyi köftecilerde sıkça rastladığım bir metod. Köftenin içeriğinde dörtte üçü dana kıyma, dörtte biri kuzu kıyma, kırmızı soğan ve tuz var. Ekmek, karbonat ve baharat yok. Köfte hamuru hazırlandıktan sonra 2 gün dolapta bekliyormuş, soğanı pişirileceği gün ekleniyormuş.

Köfte ile birlikte sipariş verdiğimiz piyaz bugüne kadar yediklerimin içinde en iyilerinden. Fasülyeler büyük ve lezzetli, diğer malzemeleri taze. Mutlaka denemeli.

Yemeğin yanında bir Bursa klasiği Uludağ gazoz ve şıra içmeyi de ihmal etmiyoruz.Tatlı olarak bir potpori sipariş ediyoruz. Tahinli sütlü Nuriye, fındıklı sütlü Nuriye, Kemalpaşa tatlısı ve girişte kardeşini gördüğümüz bal kabağı tatlısı bizi son derece memnun ediyor. Kahvelerimizle birlikte ikram gelen meyveli gazoz da hoş bir tad bırakıyor damaklarımızda.

Eline sağlık Besler ailesi.

Ayrıntılı bilgi: www.inegolkoftesi.com

Salı, Temmuz 07, 2009

Ağzımın Tadı PCNET'te

PCNET dergisi yazarlarından Özgür Poyrazoğlu (http://www.ozgurpoyrazoglu.com) Temmuz ayı sayısında Ağzımın Tadı'na yer vermiş. Çok da güzel yazmış, saolsun :)
Yazıyı okumak için lütfen görsele tıklayın.